KARNELERİ İSTERİZ!!!



Bir eğitim-öğretim döneminin daha bittiği şu günlerde, okul çağındaki pek çok çocuğun ve ailelerinin karnelerle ilgili kaygı düzeylerinin arttığı gözlenmektedir. Kaygının gerçek kaynağı, karne ya da karnedeki notlarda değil, karneye yüklenen anlamda yatar. İlköğretim döneminde çocuklar karneleri nedeniyle değil, anne-babaların tepkileri nedeniyle kaygı duyarlar. Anne-babaların bir kısmı, karnede zayıf gelmesi nedeniyle endişeli olan çocuklarda kaygıyı gidermek yerine daha fazla tepki göstererek kaygı ve korkuyu pekiştirirler.Pek çok anne-baba, eğitimlerine çok önem verdikleri çocuklarını, imkanları dahilinde en iyi okullara yollamanın, evde özel dersler aldırmanın, eğitim araç ve gereçlerinin en iyilerini temin etmenin, çocuklarının okul başarısı için yeterli bir fedakarlık olduğunu düşünürler. Hiç bir fedakarlığı esirgemediklerini düşündükleri çocuklarından da iyi bir karne beklerler. Ailelerinin beklediği notları alamayan çocuklar ise ailelerinin tepkilerinden çekinirler. Yani kaygının gerçek kaynağı karnenin kendisi değil karne alındıktan sonra yaşanacaklardır. Bu durumda takınılacak olumsuz tutumlar, verilecek orantısız cezalar daha olumsuz başka sonuçlara da yol açacaktır.Karne, çocukların yeteneklerini, zekasını, hayat başarısını ölçen hayati bir değerlendirme aracı olarak görülmemelidir. Karne, çocuğun, bir öğretim dönemi içinde verilen belli bilgileri ne kadar iyi öğrenebildiği ve bunları sınavlarında sözlü ve yazılı olarak ne kadar iyi ifade edebildiğini ölçen bir geri bildirimdir.

Aile, öğretmen ve rehber öğretmenleriyle işbirliği halinde, nasıl çözüm bulunacağı konusunda çocuğa rehberlik etmelidir. Başarısız notlar ya da kötü bir karne, her şeyin sonu olarak algılanmamalıdır. Önemli olan geçen eğitim dönemine yönelik sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek ve geleceğin yolunu çizebilmektir. Çocuğun içinde bulunduğu gelişim döneminin özellikleri, zihinsel kapasitesi, psikolojik ve sosyal ortamının kattığı motivasyon unsurları gibi pek çok değişken, başarıda ya da başarısızlıkta etkili olabilir.

Bütün bu durumların çocukla birlikte değerlendirilip, çocuğun ve ailenin farkındalık düzeyinin arttırılması, gerçekçi hedefler belirleyerek yola devam edilmesi önem taşır. Bu konuların, çocukla beraber konuşulup ortak kararlar verilmesi, okul başarısının çocuğun denetiminde olmayan bir değişken olmasını engeller ve çocuğa bir motivasyon, bir sorumluluk duygusu kazandırır. Başarısızlığın nedeninin çocukla birlikte değerlendirilip, sebebin onun tarafından da anlaşılması sağlanmalıdır. Çözüm yolları ile sorunun nasıl aşılacağı, çocukla birlikte değerlendirilmelidir.Çocuk, karnesindeki notlar ne olursa olsun, ailesinden sevgi ve destek gördüğünü fark edebilmelidir. Kayıtsız şartsız sevildiğini ve değerli bulunduğunu bilmek, çocuğun başarısızlık kaygısını azaltır, öz saygısını ve kendine güvenini geliştirir. Düşük benlik saygısı olan çocuklarda başarısızlık kaygısı ile görevden, oyundan, ödevden kaçınma davranışlarının devam edeceği unutulmamalıdır.

Karne, bir öğretim yılı boyunca çocuğun gösterdiği akademik performans başarısını gösterebilir. Gerçek hayat başarısı ise çocuğun kendini iyi tanıyabilmesi, duygularının, yeteneklerinin, sorumluluklarının farkında olabilmesi, hayatının her döneminde önüne gerçekçi hedefler koyabilmesi, koyduğu hedeflere ulaşmak için çabalayabilmesi ve bunları yaparken de ‘mutlu’ olabilmesinde yatar.

Kendini gerçekleştirebilmiş bireylerin yetiştirilmesi dileğiyle...

T. Batu AKSU Psikolog


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Görüş fikir soru ve yorumlarınızı bekliyoruz...