DİKKAT TV VAR

İletişim teknolojilerinin hızla gelişip, sosyal ilişkilerin ve kişisel gelişimin merkezine yerleştiği bir zamana tanıklık ediyoruz. Bu gelişimin hızına, ne bilimsel araştırmalar yetişebiliyor ne de bu teknolojinin neresinde, ne şekilde var olduğumuz konusundaki farkındalığımız! Günümüzdeki iletişim teknolojilerinin, bir ya da iki kuşak önceki çocukluklarda, yerinin bile olmaması, bu teknoloji aygıtlarının (TV.,bilgisayar, play-station...vb.) çocuklar üzerindeki uzun vadeli etkilerini bilme ya da ölçme olanağımızı sınırlıyor. Bu iletişim aygıtlarının, daha uzun yıllardır çocukların hayatında önemli bir yer kapladığı ülkelerde ise, uzmanlar tarafından yapılan araştırmalar, anne-babaların ve eğitimcilerin dikkat etmeleri gereken önemli gerçekleri ortaya koyuyor.

Yapılan araştırmalar, Türkiye'nin, televizyon karşısında en uzun zaman geçiren toplumlar arasında "ilk sıralarda" yer aldığını göstermektedir. (Bu alanda Türkiye'nin ABD'ni,birincilik konusunda, ciddi şekilde zorlamakta olduğu iddia edilmektedir.) Bu durum, zamanı tüketme açısından bakıldığında, bütün yaş gruplarını ilgilendiren, toplumsal bir sorun olduğu açıktır. Bizim burada değerlendireceğimiz konu ise televizyonun; çocukların iletişim becerilerinin gelişimi ve ruh sağlıkları üzerindeki etkileridir. Bu bağlamda, çocukların yaş ve gelişim düzeylerini göz önünde bulundurarak değerlendirme yapmak sağlıklı olacaktır.

Erken gelişimsel döneme bakıldığında, çocukta dil-iletişim becerilerinin gelişmesindeki temel öge; karşılıklı etkileşim unsurudur. Amaç, bebeğin algılama, dikkat yöneltme, sıra alma ve taklit becerilerini geliştirebileceği, bir etkileşim sürecini başlatma ya da sürdürebilme fırsatları yaratmak olmalıdır. Ya da bir başka deyişle 'çevresiyle (başkalarıyla) iletişimde bulunma' gereksinimi yaratmaktır. Bunun için de bebeklerin insan hareketlerini, yüzünü ve mimiklerini olduğu gibi görmesi, organik ilişki içinde olması ve dokunması gerekir. Eğer çocuğun ilgi odağı, karşılıklı bir etkileşim sürecine girebileceği bir insan yerine, duygusal ve sosyal açıdan cansız bir uyaran (TV) olursa, çocuk iletişim sürecindeki rolünü keşfedemeyecektir. Öte yandan Amerikan Çocuk Hekimleri Derneği'nin yaptığı araştırmalar, 0-2 yaş dönemi çocuklarının, gerçekle TV'de gördüklerini ayırt edemediklerini ve bu durumun da bebeğin düşünce dünyasında ciddi problemlere neden olduğunu ortaya koymaktadır.

Endüstriyel alanda baktığımızda ise 0-2 ya da 0-3 yaş dönemi bebeklere yönelik TV programları, VCD'ler, video filmleri vb. üretilmekte; ve bu programların çocukların gelişim düzeylerini olumlu yönde etkilediği iddia edilmektedir. Pek çok aile de kendi hayatlarındaki yoğunluklar ve zaman sınırını da göz önünde bulundurarak, bu pasif ve az zahmetli eğitim biçimini benimsemektedir. Ancak 0-3 yaş çocuğunun sosyal ve duygusal gelişim ihtiyacının TV tarafından karşılanamayacağı gibi, TV karşısında geçirilen sürenin sosyal uyum, başka insanlar ile ilgilenme ve iletişim için gerekli fonksiyonların gelişiminde gecikmelere ve yetersizliklere neden olabileceği unutulmamalıdır.

Okul öncesi döneme bakıldığında ise (4-7 yaş) eğer çocuk dil, iletişim ve sosyal becerilerini yaş düzeyine uygun şekilde gerçekleştirebiliyorsa, TV içerik ve süre açısından aile tarafından sınırlandırılarak izlenmelidir. Aile bu sınırlandırmayı yaparken, çocuğun bu yaş döneminde, somut düşünce döneminde olduğunu göz önünde bulundurmalıdır. Çocukta soyut düşünce henüz gelişmediği için TV.'de gördüğü görüntüleri olduğu gibi algılayacaktır. Bu dönemde şiddet içeren çizgi filmler, gerilim, korku ya da şiddet içeren görüntüler, çocuğun bu unsurlara karşı duyarsızlaşmasına yol açabilir ya da çocuğu yoğun korku ve endişe duygularına sevk edebilir. (Örneğin şiddete yönelik bir çizgi film izleyen bir çocuk, gördüğü şiddeti oyunlarına yansıtmak ister. Neden sonuç ilişkilerini TV'deki görüntülerle içselleştiremez. Arkadaşına vurduğunda ona zarar verebileceğini ya da onu üzebileceğini anlayamayabilir.) Bu yaşlarda TV'nin aile ile birlikte izlenmesinde fayda vardır. Anne-babanın kısa yorumları, ve çocuğun sorularına vereceği yanıtlar, çocuğa rehberlik edecektir.

İlkokul çağındaki çocuklarda ise (7-12 yaş) artık soyut düşünce yerleşmeye başlamaktadır. Neden sonuç ilişkileri konusunda farkındalığı gelişen bu yaş dönemi çocukları, TV'nin eğitim ve eğlence amaçlı kullanımlarından faydalanabilirler. Çocuk, artık kendi ilgi alanlarına ve beğenilerine yönelik program seçimi yapabilmelidir. Tabii ki ailesinin ona sunacağı seçenekler arasından. Ailenin görevi, program seçeneklerinin belirlenmesi ve TV izleme süresinin sınırlanması olmalıdır.

Anne-babaların TV konusunda dikkat etmeleri gereken esasları özetle şöyle sıralayabiliriz :
  • 0-2 yaş grubundaki bebeklere asla TV izlettirmemelisiniz.
  • Çocuklarınızın TV izleme sürelerini sınırlandırmalısınız. ( Günde 1-2 saat yeterli olacaktır.)
  • Kendi TV izleme alışkanlıklarınızı sorgulamalı, ve anne-baba olarak onlara uygun modeller olmalısınız.
  • Ergenlik dönemine kadar çocuğunuzun odasında TV bulundurmamalısınız. (Bu, size, çocuğunuzun izlediği programları takip etme, beklenmeyen şiddet görüntüleriyle karşılaşmaları durumunda onlarla konuşma şansını verir. Böyle bir durumda, şiddet içeren davranışların gerçek hayatta ne kadar acı verici olduklarını ve ne tür ciddi sorunlara yol açabileceğini anlamalarını sağlamalısınız.)
  • Çocuklarınızın yaş ve gelişim özelliklerini göz önünde bulundurarak uygun program seçmesi konusunda ona yardımcı olmalısınız.

Aslında esas problem TV'nin kendisi değil, onun kullanılma şeklidir. Biz TV'nin bize sunduğu programlar içinden uygun seçimler yapabilir ve onun üzerinde denetim kurabilirsek, onunla geçirdiğimiz zamanı kısıtlayabilirsek hem TV izlemeyi kendimiz için yararlı bir süreç haline dönüştürmüş oluruz hem de çocuklarımıza uygun bir TV izleyicisi modeli sunmuş oluruz. Hayatı gerçeklerini, zorlukları ve eğlenceli yanlarıyla yansıtan TV, uygun kullanıldığı sürece verimli bir eğitim, eğlence ve iletişim aracı olarak evlerimizdeki yerini koruyacaktır.

 Kendini gerçekleştirebilmiş bireylerin yetiştirilmesi dileğiyle.
Psikolog Batu AKSU

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Görüş fikir soru ve yorumlarınızı bekliyoruz...