Çocuklarda Dil ve Konuşma Bozuklukları


Aileler, çocukları büyüdükçe ve geliştikçe onların geleceğine ilişkin bazı beklentiler içine girerler. Çocuğun söylediği ilk sözcükler, yürümeye başlaması gibi gelişimlerin normal sınırlar içinde olması ailede mutluluk yaratır. Kimi anne-babalar (dil gelişimi sırasında) çocuğun konuşmasının yaşıtlarından farklı olduğunu hissederler. Bu farklılık anne-babayı oldukça üzer, endişe duyulmasına ve çocuklarının konuşmasıyla daha fazla ilgilenilmesine yol açabilir. Anne -babaların gelecekle ilgili aşırı kaygıya kapılmaları, o anda yaşadıkları sorunu arttırabilir. Aileler genellikle sorunu farkettikten sonra çocuğun dil kullanımına, ağzından çıkan sözcüklere dikkat etmeye, hatta bu sözcüklerini düzeltmeye çalışırlar. Bu müdahaleler çocuk üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir.
İletişim, kişiler arasında ortaya çıkan duygu, bilgi ve düşüncelerin alışverişini ifade eden bir süreçtir. Dil ve konuşma, iletişimin yalnızca bir parçasıdır. Yüz ifadeleri, jestler/mimikler, baş ve vücut hareketleri, göz teması gibi pek çok sözel olmayan iletişim biçimleri de vardır. Çocukların çevreleriyle olan iletişimleri, doğdukları andan itibaren, ağlama ve insan sesini tanıma davranışlarıyla başlar ve bir yaşam boyu gelişerek sürer. Dil ve konuşma ise ancak yaşamın birinci yılının sonuna doğru belirir. Dil, sözel iletişimin kodlanmasının kuralları toplamıdır. Konuşma ise, dildeki seslerin, konuşma organlarının (dil, dudak, yumuşak damak, çene, ses telleri, vb.) hareketi sayesinde üretilmesine denir. Konuşma, organların, kasların, sinirlerin yapı ve işlevleriyle ilgili motor bir süreçtir. Kişiler, dilin kuralları bilgisine sahip olup, duyduklarını ve okuduklarını anlayabildikleri halde, yapısal ve işlevsel yetersizlikler nedeniyle konuşmalarında sorun yaşayabilirler. Diğer yandan konuşma organlarında bir bozukluk olmadığı halde, dilin kuralları bilgisine sahip değillerse de, konuşmaları mümkün olmaz. Özetle, konuşma bozukluğu, seslerin doğru üretilememesi ile ilgilibir problemken, dil bozukluğu, anlamadaki güçlük ya da düşüncelerini bildirmek için kelimeleri bir araya koyamamaktır.
           
Çocuklardaki iletişim bozukluklarının da dil ve konuşma bozuklukları olarak ayrı ayrı teşhislerinin konulması önem taşır. Bu konularda herhangi bir endişe varsa bir uzmana danışmakta yarar vardır. Uygun yöntemlerle değerlendirilip doğru tanıyı almak, çocukların dil ya da konuşma bozukluklarının, içinde bulundukları özür grubunun niteliklerine göre, özel yöntemlerle tedavilerini mümkün kılar. Dil ve konuşma bozukluğu olan bir çok çocuk için uygulanması gereken tedavi yöntemlerinden biri 'dil ve konuşma terapisidir'; ve bu terapiyi dil ve konuşma terapistti ya da dil ve konuşma pataloğu uygular. Dudak-damak yarıklığı , ağız etrafındaki zayıf kaslar, yutma problemi , kekemelik, gelişim geriliği, zihinsel gerilik, işitme kaybı, otizm, down sendromu, serebral palsi gibi tanılar almış çocukların konuşma terapisine ihtiyaçları vardır.

Geç konuşan, bazı sesleri doğru söyleyemeyen ya da konuşmasının akıcılığında bir problem olan her çocukta konuşma bozukluğu olduğunu söylemek yanlış olur. Bazı gecikmeler hala normal sınırlar içerisinde sayılmaktadır. Pek çok çocuk, konuşmaya geç başladığı halde, kısa zamanda yaşıtlarının düzeyine ulaşır. Tanı ve gerekiyorsa tedavi süreciyle ilgili değerlendirmeleri uzmanlara bırakmalıyız. Ancak dil ve konuşma problemleri yaşayan çocuklara uygun yaklaşım yöntemlerini bilmeli ve uygulamalıyız. Ailelerin bu konuyla ilgili dikkat etmesii gereken hususlar şunlardır:
  •  Duyulan endişe asla çocuğa yansıtılmamalı,  jest ve mimiklerle açığa vurulmamalıdır.
  • Çocuk sabırla dinlenilmeli, sözcük ya da cümlelerini düzeltmesiyle ilgili baskı yapılmamalıdır.
  • Eğer kekemelik ya da başka bir konuşma bozukluğu tanısı almış ise çocuğun bu tanımı duymasına izin verilmemelidir.
  • Sakin bir ortam yaratılmalı, konuşma ile ilgili aktiviteler eğlenceli hale getirilmelidir.
  • Dikkat, her zaman çocuğun konuşması üzerinde toplanmamalıdır. Bu durum, çocuğun heyecanlanmasına ve konuşmasında gerginliğin artmasına neden olabilir.
  • Çocuk konuşma sırasında güçlük yaşarsa susturulmamalıdır. Konuşmaya cesaretlendirilmeli, konuşmasıyla ilgili endişelerinin davranışa dönüştürülmesi engellenmelidir.
  • Asla konuşmasıyla alay edilmemeli ve utandırılmamalıdır.
  • Çocuk konuşmasının nasıl olduğunu sorarsa, iyi olduğu söylenmelidir.
  • Aileler çocuğun ruhsal ve duygusal gelişimi için sağlıklı ortamlar yaratmalı, daha güvenli ve sevecen bir aile ortamı içerisinde onun gelişimini destekleyerek sorunu aşmasında yardımcı olmalıdır.

Kendini gerçekleştirebilmiş bireylerin yetiştirilmesi dileğiyle.
Psikolog Batu AKSU

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Görüş fikir soru ve yorumlarınızı bekliyoruz...