Anksiyete

İnsan, kendi içinde ve içinde bulunduğu sosyal ortamda uyumlu ve dengeli bir yaşam sürdürme
eğilimindedir. Güvenliğini tehdit eden ya da etmesi muhtemel bir tehlike karşısında, gerginlik, endişe, kaygı, panik ve korku gibi duyguların yaşanması bu dengeyi koruma amacına hizmet eder. Bu duyguların organizmayı uyarıcı, koruyucu ve motive edici özellikleri vardır. Örneğin bir öğrencinin ödevini yapmadığı zaman cezalandırılabileceğinden çekinmesi ya da başarısız olma endişesini yaşaması, öğrenciyi daha çok çalışmaya sevk edebilir. Ya da bir inşaat işçisi yaralanma kaygısıyla daha dikkatli çalışabilir ve bu duygu bu işçiyi muhtemel bir kazadan koruyabilir. Ancak bazen titreme, terleme, çarpıntı hissi, sersemlik hali, baş dönmesi, kaslarda gerginlik hissi, bulantı, nefes darlığı, nefes alamama hissi, hava açlığı, karın ağrıları, vücudun çeşitli bölgelerinde karıncalanma hissi ve baş ağrıları gibi bedensel belirtiler de bu duygulara eşlik edebilir. Ve bazen bu belirtilerin şiddeti ve süresi uyaranla orantılı olmayabilir. Bu durumda kişinin iş ve aile yaşamı olumsuz yönde etkilenebilir ve kişi günlük hayatını sürdürmekte zorluk çekebilir.
Bu belirtilerle baş etmenin çeşitli yolları vardır. Anksiyete bozuklukları toplumda yaygın olarak görülen ve tedavi edilebilen sorunlardandır. Bunaltı, bir güçsüzlük, zayıflık belirtisi değildir; ancak baş etmekte zorlanılıyorsa tedavi gerektiren tıbbi bir sorun olduğu düşünülebilir. Bir uzmandan yardım talep edilmesi, tanının doğru konulması ve uygun tedavi yöntemlerinin belirlenmesini sağlar. Uygun bir uzman tarafından belirlenecek destekleyici tedavinin ya da ilaç tedavisinin yanı sıra kişilerin kendi tutum, davranış ve düşünce biçimlerini değiştirme çabaları tedaviye katkı sağlar.
Çocuklarda ise, anksiyete bozuklukları yaygın olmakla birlikte üzerinde daha az çalışılmış bir alandır. Çocuklarda da yetişkinlerde görülen ruhsal ve bedensel belirtilere benzer belirtiler görülür. Ayrılık anksiyetesi (evinden, anne-babasından, vb ayrılma korkusu), kendisine ya da bir başkasına zarar gelme korkusu ya da belli bir durum hakkında yaşanan yoğun endişe hali en sık rastlanan çocukluk dönemi anksiyeteleridir. Bu korku ya da anksiyeteler geçici ve uyaranla orantılı olduğu sürece çocukların gelişiminde koruyucu ve uyarıcı bir rol oynar.
Çocuklar ve bebekler gelişimlerinin belli dönemlerinde belli korku ve endişeler yaşarlar. Bebekler hemen yakın çevresindeki korku veren uyaranlardan korkarlar. On ikinci aydan itibaren yabancılardan, garip yerlerden ve yüksekten korkma başlayabilir. Okul öncesi çocuklar yalnız kalmaktan, karanlıktan, hayvanlardan ve hayali yaratıklardan korkabilirler. Okul çağı çocukları doğa üstü güçlerden, değerlendirici ya da sosyal durumlardan, doğal afetlerden hastalık ve kazalardan korkarlar.



Normal korku ve endişelerle, anksiyete bozukluğunu ayırt etmek bazen kolay olmayabilir. Burada dikkat edilmesi gereken, korku ya da kaygının şiddeti, uyaranla ya da çocuğun yaşıyla orantılı olup olmaması ve çocuğun sosyal işlevselliğini, ruhsal ya da akademik gelişimini olumsuz yönde etkileyip etkilemediğidir.
Çocukluk dönemi anksiyete bozukluklarında genelde ebeveynlerin tutum ve davranışlarının etkili olduğu görülmektedir. Çocukluk dönemi anksiyetelerini tetikleyen olumsuz ebeveyn tutumlarını şöyle sıralayabiliriz :
  • Sık kullanılan tehdit sözleri. (‘Eğer sözümü dinlemezsen seni terk ederim’ gibi)
  • Yargılayıcı ifadeler. (‘Sen çok yaramazsın, beceriksizsin, kötüsün…’ gibi)
  • Korkutma. (‘Sen beni öldüreceksin’, ‘Baban senin yüzünden hasta olacak’ gibi)
  • Dayak ya da fiziksel cezalar.
  • Aşırı korumacı tutum. ( Sürekli tekrarlanan ‘Düşeceksin, yaralanacaksın’ gibi uyarılar)
  • Aşırı endişeli tavırlar. (Aşırı endişe ebeveynden çocuğa geçebilir ve çocuk dünyayı tehlikeli bir yer olarak algılayabilir.)
  • Ebeveynin çocuğun duygularına ve iç dünyasına gereğinden fazla dikkat çekmesi. (Bu durum çocuğun negatif hislerinden suçluluk duymasına neden olabilir. ‘Ben üzgün olursam ailemde mutsuz olur, hep mutlu olmalıyım’ gibi kaygılar yaşayabilir)

Kendini gerçekleştirebilen ‘mutlu’ bireylerin yetişmesi dileğiyle…



Psikolog Batu AKSU

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Görüş fikir soru ve yorumlarınızı bekliyoruz...