Nasıl Söylesem?

Kanserle mücadele basamaklarından ilki hastalığı kabullenmek ve hemen iyileşmek için kolları sıvamak olmalı. Kabullenme gerçekten en zor basamaklardan biri. Ama bunu atlattığınızda geriye çok daha kolay bir süreç kalıyor.
Anneme beyin tümörü teşhisi konduğunda onun bundan haberi yoktu. Bunu nasıl öğrendiğimi "Kanserle İlk Gün" yazımda anlatmıştım.Annemin başı çok ağrıyor, sürekli kusuyor ve bilinci zaman zaman gidiyordu. Derhal hastaneye götürdük. Orada verdikleri serum tümörün yaptığı ödemi söktü ve annemin kendisini eskisi gibi iyi hissetmesini sağladı. Çünkü tümörün beyne verdiği basınç kusmayı tetiklediğinden basınç ortadan gidince semptomlarda yok olmuştu.
Annem oturaklı, narin, sakin ve sessiz bir yapıya sahip olmasının yanı sıra oldukça zeki ve gözlemi çok iyi olan biriydi. Etrafında olan herşeyi fark eder ama onun bunu fark ettiğini sizin ruhunuz bile duymazdı. Aslında iyi bir oyuncuydu sanırım :D. Gerçi bu oyunlar sadece karşı tarafı kırmamak içindi.Her neyse, annemin nasıl bir insan olduğunu anladınız sanırım. Bu durumda ondan bu hastalığı saklamak büyük aptallık olacaktı. Ben saklasam bile kesin çaktırmadan araştıracak ve herşeyi öğrenecekti. 1 2 saat ne yapabiliriz diye düşündük sonunda ameliyatı yapacak profesör ile konuşup, bu hastalara nasıl söylenmeli diye akıl danışmaya karar verdik. Olmazsa bir psikologdan yardım alarak durumu izah edecektik. 
26 Ekim 2007 Cuma günüydü yani hafta sonu tatili ve Pazartesinin de 29 Ekim tatili olduğu düşünülürse önümüzde ameliyat için 3 gün daha vardı. Ben annemden sorumlu asistan ile konuşarak durumu izah ettim ve ondan kesinlikle söylememelerini rica ettim. Sağ olsun anlayışla karşıladı ve kabul etti. Profesör Pazartesi gelecekti.Annem kesin yanına gelen her sağlık görevlisine neyim var diye soracaktı ki nitekim öyle de oldu. Yanımıza ilk gelen, vizite çıkmış olan, doçent ve bahsettiğim asistan oldu. 
Annem: Doktor bey neyim var.
Doçent: Beyninizde tümör var. Salı ameliyat olacaksınız, alacağız.
Annem: Beynimde mi!!
Doçent: Evet sağ ön lobda. Merak etmeyin ameliyattan sonra rahatlayacaksınız.
Dedi ve dışarı çıktı. Arkalarından gittim. Boğazım düğümlendiği ve ağlamak üzere olduğum için sadece "ne yaptınız" diyebildim. Asistan araya girerek durumu açıkladı. Doçent doktor benim ricamı unutmuştu!!! 
Doçent: A çok özür dilerim. Ben ona moral verici şeyler söyler durumu düzeltirim ama şimdi olmaz. Hemen dönersem anlar, birazdan gelirim.
Yıkılmıştım. Zaten psikolojim dipteydi, bir de bu olaydan sonra anneme nasıl davranacağımı bilememiştim. Gözümün bakışından ne demek istediğimi, neler hissettiğimi her zaman anlayan kadından üzüntümü nasıl gizleyeceğim diye düşünürken annemin yanına tekrar döndüm. 
Annem: Sen biliyor muydun?
Ben: Hayır (kaçamak bakışlarla)
Annem ağlamaya başladı. Ben de onu teselli edecek düzgün hiçbir şey bulamamıştım. Sarıldık. Ona sadece " birazdan doktoru çağırırım, soracaklarım var, konuşuruz, tamam mı?" diyebildim. Doçent bir kaç dakika sonra yanımıza geldi. Ben sormadan annem tüm soruları sordu. Ameliyat hakkında tüm ayrıntıları ve tedavi sürecini sordu. Ancak asıl  son soru onun için önemliydi.
Annem: Doktor bey benim 1 yaşında torunum var ve onun büyüdüğünü görmek istiyorum. Yaşayacak mıyım?
Doçent: Merak etmeyin önünüzde daha çok uzun bir zaman var. Ağlamanıza gerek yok, dediğim gibi ameliyattan sonra rahatyacaksınız. Torununuzun da üniversiteye gidişini görebileceksiniz.
Dedi!!
Doktorun moral verme şekline hayran kalmıştım!!! Herhalde ömrüm boyunca patavatsızlar listemde 1. sırada hep o olacak.
Annem bu konuşmadan ameliyata kadar ağladı. Ameliyatta öleceğine inanıyordu. Bir türlü ikna edememiştim. Aslında moral verme konusunda iyiyimdir ama bu sefer ne yaptıysam işe yaramadı. Annem ameliyata gideceği gün delirmiş gibiydi. Onu hiç böyle görmemiştim. Hemşire sakinleştirici iğne yapmasına karşın etki etmedi. Sabah 6'da herkesi başında istedi, helalleşti. Bakışları korkudan çıldırmış gibiydi. Yanlış anlamayın, annemi ölüm korkusu değil öldüğünde ailesinden ayrılma korkusu bu hale sokmuştu. 
Sizce bunların sorumlusu patavatsız doktor muydu? Ona bu kadar kızmakta ya da yüklenmekte haklı mıyım? Yoksa haksızlık mı yapıyorum? 8 yıl geçmesine karşın bu konuda da hala kararsızım!
Aslında şimdi şunu anlıyorum ki ya hastanede ya evde ya da bir psikolog yardımı ile annem bu hastalığı öğrenecek ve bu psikolojik travmayı yaşayacaktı. Er ya da geç bu olacaktı. Hastanede bu olay olmasa bile daha sonra olacaktı. Tek fark edecek şey benim hazır olmammış. Aslında ben kendimi bunu söylemeye hazır hissetmemişim. Kendimi hazırlamaya çalışmışım. Kabullenme bölümünü atlatamamışım. Yazımın başında da söylediğim gibi kabullenmek işin en zor kısmı ve bunu atlattığınızda şifaya erişmek çok çok daha kolay.
Kabullenmek ve başta kendinize sonra da hastanıza nasıl davranmanız gerektiği ile ilgili yazılarım yakında yayında olacak. beni takip etmeye devam ederseniz sevinirim.
Sağlık dolu bir ömür dileğiyle...


İlgili yazılar
Kanserle Tanışma
Kanserle İlk Gün
Kanserli Hastalara Nasıl Davranılmalı
Beyin Tümörü ve Tedavi Süreci Psikolojisi

Not: Yukarıda verilen tüm bilgiler tamamen şahsi kanaatlerdir. İlgili konularla alakalı tüm bilgiler için bir uzmana danışınız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Görüş fikir soru ve yorumlarınızı bekliyoruz...